İŞKENCE
Yüz yüzeyiz. Rûberû. Benim elimde bazı fotoğraflar var. Ne zaman çekildiler, kim tarafından, kimin için? Zamanı aşmak isterken ona hapsolduğumuz karelere bakıyorum. Tanıdık yüzler var içlerinde. Karşımdaki yüzü o karelerde arıyorum fakat bulamıyorum. Yakın zamanda çekilmiş olmalı fotoğraflar. Hepsinde suratım asık. Oysa eskiden güler yüzlüydüm. Neden sonra tebessüm çehremi terketti. Fotoğraflara bakıyorum yine, dikkatlice. Şu diyorum, eski dostum. Onunla kuş avlardık eskiden. Eskiden? O zaman yanıldığımı anlıyorum. Bu fotoğraflar yeni değil. Karşımdaki yüz ekşiyor. Çelişkilerden hoşlanmadığı belli. Kim ki o? Bilmiyorum. Hafızamı yoklamam gerektiğini söylüyor. Kendi iyiliğim için. İyiliğimi istediğine göre bir arkadaşım olmalı diye tahmin ediyorum. Tanıyamadığım için mahcup hissediyorum. "Özür dilerim." diyorum, kalbim bir yetimin kalbi. Sinirleniyor karşıdaki. Özür dilenmesinden de hoşlanmadığı anlaşılıyor böylece. Ne istiyor benden? Belki de fotoğraflarda kendisini bulamayışıma içerliyordur diye düşünüyorum. Tekrar kişisel tarihimin röntgen filmlerini tahlil etmeye dönüyorum. Epeyi yoruyor bu beni. Benim yorgunluğum ve karşıdakinin öfkesi zincirle bağlanmış gibi, birlikte artıyor ve azalıyorlar. Bir insan arkadaşına bu kadar öfkelenmez. Demek dost değiliz, peki ya düşman? İhtimal dahilinde fakat neden iyiliğimi istediğini açıklamıyor bu. Yalan söylüyor da olabilir. Dikkatli olmalıyım. Aklım başıma gelmemekte ısrarlı. Tüm görüntüler, geçmişte oluşanlar ve kayda geçenler... Eşya ışıkla seviştikçe oluşmakta olan yeni görüntüler... Henüz gün ışığına çıkmayanlar... Karşımdaki yüz arşa yükseliyor. İri ve sağlam bir gövdeye bakıyorum şimdi. Görüş açıma kocaman bir el hızlıca giriyor ve çıkıyor. Bir an için karanlık, sonra yarısı kızıla boyanmış bir aydınlık karşılıyor beni. Ağladığımı vehmediyorum ancak damlayanın gözyaşı değil kan olduğunu farketmem kısa sürüyor. Hayret, şiddetle sarsılmak zihnime tuhaf bir şekilde iyi geliyor. Vaktiyle bir yerde, kelimelerin bazı anlamlara gelmediği minvalinde saçma bir cümle okuduğumu anımsıyorum. Hâlbuki şimdi bir kelime her anlamı karşılamaya muktedir. Bulamıyorum o kelimeyi. Dimağım hızla toparlanmıştı, şimdi de aniden beyaz bayrak çekiyor. "Lütfen" diyebiliyorum sadece. "Affedersiniz ama ne şanlı devriminiz sikimde, ne yüce ülkünüz! Ben artık evime gidip bulmaca çözmek istiyorum, lütfen!" "Küfretme şerefini siktiğim!" şeklinde bir karşılık alıyorum. Sonra yüz yine gövdeye devrediyor yerini, sonra yine tokat, başa dönüyoruz.
Yorumlar
Yorum Gönder