Çağlar Boyu Aşk
İnkisar Bey'in, oturduğu bankta vaktin yavaş geçmesinden duyduğu şikayet birazdan maşuğu ile buluşacak olmanın verdiği şen heyecanla dengeleniyordu. Gencecik yaşında büyük bir servetin ve ağır bir ismin sorumluluğunu taşıyan omuzları yere olması gerekenden daha yakın duruyorlardı; fakat güzel ve anlamlı yüzü bu fiziki kusuru örtüyordu. Birazdan gelecek olan sevgilisi, kalbinin mihrabında yazılı olan ismiyle Polen, son bir yılını annesi ile birlikte yurtdışında geçirmişti. Polen'i özlemenin vecdi ve tatlı ızdırabı, troçkistin Gulag'taki çilesine dönüşmeye başlamıştı ki yareninin memlekete kesin dönüş yapacağı haberini aldı. Buluşmak için sözleştikleri vakit gelip çatmıştı.
Az sonra güzeller güzeli Polen ileride göründü. Omuzlarında biten bal rengi saçları gömleğinin yakasına iliştirilmiş fevkalâdelik rütbeleri gibi duruyordu. Gözlerini bakılamayacak kadar güzel kılan uzun kirpikleri titremeyerek rüzgara meydan okuyordu. Polen'in yaklaşan her adımında İnkisar Bey'in ömrü uzuyordu. Neyse ki İnkisar Bey'in müddet-i ömrü sonsuza varmadan sevgilisi varabilmişti.
Az sonra güzeller güzeli Polen ileride göründü. Omuzlarında biten bal rengi saçları gömleğinin yakasına iliştirilmiş fevkalâdelik rütbeleri gibi duruyordu. Gözlerini bakılamayacak kadar güzel kılan uzun kirpikleri titremeyerek rüzgara meydan okuyordu. Polen'in yaklaşan her adımında İnkisar Bey'in ömrü uzuyordu. Neyse ki İnkisar Bey'in müddet-i ömrü sonsuza varmadan sevgilisi varabilmişti.
-"Çok bekletmedim değil mi seni?"
İki aşık dakikalarca sarılmadan evvel Polen'in mahcubiyetle sorduğu bu soru zamanın akıntısında kaybolmuştu. İnkisar Bey, gövdeleri ayrıldıktan ve ikisi de oturduktan sonra Polen'in ellerini tutmaya devam etmekteydi. Gözlerine soranın bile unuttuğu az önceki soruya cevaben bir "mühim değil" ifadesi yerleşmişti. Havadan sudan ve başkaca anasırdan konuştuktan sonra söz Polen'in dönüş sebebine geldi.
-"Okulun bana verebileceği bir şey kalmadı aşkım. Okulu bırakıyorum. Yurtdışındayken açtığım YouTube kanalını biliyorsun. Epey takipçim var. DJ olarak da iş teklifleri falan geliyor. Bundan sonra tam gaz eğlenmece. Türkiye'yi de özledim bayağı. Yurt dışına da büyük bir fest-mest, event falan olursa giderim anca."
İşittiği kırık dökük Türkçe İnkisar'ın kulaklarından beynine doğru zehirli adımlarla yürümüştü. Yine de yüreğinin öte yarısından artık ayrı kalmayacağı için mesuttu.
-"Tabii ki enis-i ruhum. Öğrendiklerimiz ömrümüzün geri kalanına ışık tutmaya yetmiyorsa, okula gitmek zihnimizi nursuz bir çile ile terbiye etmekten başka nedir ki?"
-"Aynen yani. Bir de 4000 Euro filan veriyordum her yıl. Skandal, başka bir şey değil."
Bir süre sustular. İnkisar Polen'in hoşlanmayacağı bir bahis açmaktan çekiniyor, Polen küçücük kelime haznesinde mahfuz bulunan 300-400 kelimeyi en verimli şekilde kullanabileceği konuyu seçmeye uğraşıyordu. Tarihin yasasını çiğneme pahasına sükûtu erkek bozdu.
-"Akşam için plan yapmadık. Arzu edersen Beyoğlu'na çıkabiliriz. O muhitte vakit geçirmekten keyif aldığını biliyorum. Uzun bir müddettir de bu keyiften yoksunsun. Sana iyi gelir."
-"Yok bebeğim ya. Akşam babama uğramam lazım. Bir görünmezsem olmaz. İhtiyarla arayı iyi tutmalıyım. Çok para harcatacağım ona. E bundan sonra annemden değil babamdan geçineceğim."
Gülüyordu. Şu mütebessim çehreye neşenin altın dokunuşunu yapan kan ve gül alaşımı dudaklardan bir de kurallı ve anlamlı cümleler dökülse dünyanın en özel kadını olurdu diye iç geçirdi İnkisar. Ancak gül dikeni nispetinde güzeldi işte. Şimdi bunu düşünmemeliydi.
-"İyi öyleyse, yarın tekrar görüşürüz."
Telefonuna gelen mesajları okuyordu Polen.
-"Evet evet. Ay, şey, gidiyor musun hemen?"
-"Söylemiştim gündüz vaktim çok kısıtlı olur diye."
-"Hım, doğru ya. Neyse yarın görüşelim canım biz de."
-"Yarını iple çekeceğim çiçeğim."
-"Ben de aşko."
Sarılıp ayrıldılar. Uzaktan bakıldığında iki yaştaş sevgili gibiydiler. Oysa az önce ayrılan iki beden değil, iki uzak çağ idi.
Yorumlar
Yorum Gönder